Kürdistan coğrafyası toplumsallaşmanın ilk defa yaşandığı uygarlığın ana merkezlerinden bir tanesidir. Tarihin ve doğanın birbiriyle uyumlu olduğu bu coğrafya, tarihsel süreç boyunca Ortadoğu despotizmine,yakın dönemde ise Batı Modernitesinin ihraç ettiği risklere karşı sürekli direndi.

Ancak bu direnişe paralel bir biçimde çoklu iktidarların saldırıları devam etmektedir. Kürdistan’da bir taraftan Kürtlerin siyasete katılımı engellenirken,diğer taraftan Kürdistan’ın doğası, tarihi ve kentleri güvenlik politikaları bahane edilerek ekolojik,kültürel ve tarihsel yıkıma maruz bırakılmaktadır

Kadim Sur kenti, uzun süredir ahlaki, hukuki, siyasi ve insani hiçbir kuralın kabul edemeyeceği şekilde yasaklı olmaya, topluma adeta kapatılmaya çalışılmakta, tarihi çalınmakta, bu kentte yaşayan halkımız göçe zorlanmaktadır. Kentsel dönüşüm adı altında Sur’un hafızası,sosyolojisi ve tarihi dokusu yok edilmekte, Sur insansızlaştırılmaktadır. Televizyonlarda kadim şehir Hasankeyf’in tarihi mağaraları ve doğası dinamitlerle patlatılarak lime lime edilmektedir.Kent yıkımları ile Kürdistan’ın tarihi dokusunun taşınması,ranta ve talana açılması hedeflenmektedir. Bu kör ve kısır akıl,gücünü devletin şiddetinden ve sermayenin ahlaksız genişlemesinden kalmaktadır. Bunu kabul etmek mümkün değildir.

Kent ve tarih yıkımı ile doğa talanının aynı anda olması coğrafyamızın kaderi değil, bilinçli politikaların bir sonucudur.Kayısı üretiminde doğal bir üretim merkezi olan Malatya’da Malatya Ziraat Odası’nın verilerine göre yaz ayları boyunca 1 milyon kayısı ağacının kesildiği, 7 milyon Kaysı ağacının da çiftçiler tarafından verimsizlikten dolayı kesileceği bilgisi yine bununla bağlantılıdır. Üretimden düşürülen çiftçiler,çareyi kayısı ağaçlarını kestikten sonra odun halinde satmakta bulmuştur. Burada açık bir şekilde halkımız önce çaresiz bırakılıyor, sonra da doğaya düşman ediliyor.

Bir başka doğa katliamı ise Şırnak’ta yaşanmaktadır. Mart ayında Şırnak’ın Balveren Beldesi ile Uludere ilçesine bağlı Şenova Beldesi arasında kalan Besta Bölgesi’nde binlerce ceviz, fıstık, elma, armut, erik ve menengiç ağacı güvenlik gerekçesi ile kesildi.Dargeçit ile Midyat karayolları arasında bulunan Sümer beldesine bağlı Dibekli mezrasında, yine Midyat’ın Yayvan Tepe (Qertmin) ile Zinewl köylerinde binlerce palamut ve meşe ağacının yanı sıra çok sayıda meyve ağacı “güvenlik” gerekçesi ile kesildi. Buradaki doğa katliamı devam etmektedir.

Kürtlerin siyasete katılımının engellenmesi, doğası, tarihi ve kentlerinin yıkılıp yakılması, ölüleri ve mezarlarıyla oynanmasının sıradan gündelik bir olgu olarak değerlendirilmesi ve görmezden gelinmesi tarihsel bir yanılgıdır. Buna sessiz kalmak ise sömürge hukukuna onay vermektir.

Kürtlerin siyasete katılımının engellenmesi,binlercesinin tutuklanması ne kadar politik bir durum ise kentlerinin talana ve ranta açılıp yıkılması,doğası ve ekolojik dengesi ile oynanması da aynı politik bağlamın içerisinde değerlendirilmelidir. Hasankeyf ve Sur’daki tarihsel doku ile oynanması kadim kentlerin hiçbir etik kural gözetilmeden barbarca yıkılması aynı politikaların bir devamı olarak görülmelidir.Hepimiz biliyoruz ki Kürdistan da devlet bir ağacın yaprağına bile dokunmuşsa bu sadece ekolojik değil aynı zamanda politik ve ideolojik bir dokunuş olmuştur.

Sonuç olarak insan eliyle oluşturulan bu politikaların ancak yine insan eli ile durdurulacağı kesindir. Onun için çağrı yapıyoruz ve toplumu ortak tutum almaya davet ediyoruz. Öncelikli çağrımız halkımızadır. Doğa,kent ve tarih katliamına karşı bulundukları her yerde bu kirli politikalara karşı meşru ve demokratik haklarını kullanarak karşı çıkmalı,bu sömürgeci yaklaşımı kabul etmemelidir. Diğer çağrımız siyasi parti, platform, ekoloji ve çevre hareketleri, STK’lar, hukukçular ve insan hakları kurum ve aktivistlerinedir. Kürdistan’da r.Bu sorunlar karşısında tüm kamuoyunu duyarlı olmaya, duyarlı olan her kesimi bu politikalara karşı ahlaki ve politik sorumluluk almaya çağırıyoruz.

Demokratik Toplum Kongresi

Kategoriler: Basın Açıklamaları